Gönderen Konu: Kısa Hikayeler  (Okunma sayısı 598 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı sancho

  • Has Macır
  • *****
  • İleti: 770
  • Rep Puanı 90
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Hikayeler
« : Ocak 24, 2008, 12:23:52 ÖÖ »
300 Altın Değerinde Keklik

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellâl iken, pire mangal iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken ... ülkelerden birinde, kurda kuşa hükmeden bir padişah varmış....

Günlerden bir gün halkının arasında halk gibi dolaşırken kuşçular çarsına uğramış. Bir ara gözü kekliklere ilişmiş. Bir grup kekliğin üzerindeki varakta,
"Tane işi fiyatı 1 altın" yazıyormuş. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha varmış. Onun yaftasında da 300 altın yazmaktaymış.

Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılmış ve sormuş:
"Hayırdır, bunun diğerlerinden farkı nedir ki, diğerleri 1 iken, bu 300 altın?"

Satıcı, "Beyim bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor. Tüm keklikler bir araya gelince avcılar da toplanan keklikleri rahatça avlıyorlar" demiş.

"Satın alıyorum" demiş Padişah.
Vermiş 300 altını ve hemen oracıkta vurduruvermiş kekliğin kafasını.

Satıcı gözleri faltaşı gibi ve de şaşkın:
"Ne yaptınız mirim, en maharetli kekliğin kafasını koparttınız, yazık değil mi" diye dövünürken;

Padişah gürlemiş:
"Kendi soyuna ihanet edenlerin er-geç akıbeti budur."

Çevrimdışı sancho

  • Has Macır
  • *****
  • İleti: 770
  • Rep Puanı 90
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Hikayeler
« Yanıtla #1 : Ocak 24, 2008, 12:25:11 ÖÖ »
DURUN DEDİ ÖĞRETMEN

"Bir küçücük oğlancık bir gün okula başladı. Pek mi pek akıllıydı. Okulu da pek mi pek büyüktü. Ama akıllı çocuk sınıfına dışarıdan kestirme bir yol buldu. Buna çok sevindi. Artık okul ona kocaman görünmüyordu.

Bir zaman sonra bir sabah dedi ki öğretmen "Bugün resim yapacağız.." "Ne güzel" diye düşündü çocuk. Resim yapmayı çok severdi. Her şeyin resmini yapardı: Aslanlar, kaplanlar, tavuklar, inekler, trenler, gemiler.
Mum boyalarını çıkardı ve çizmeye başladı.

Ama öğretmen "Durun" dedi,"Henüz başlamayın!"
Ve herkes hazır görünene dek bekledi. "Şimdi" dedi öğretmen, "Çiçek çizmesini öğreneceğiz". "Ne güzel" diye düşündü çocuk. Çiçek çizmeyi çok severdi. Ve en güzellerini yapmaya başladı: Pembe, mavi, kavuniçi mum boyalarıyla.
Ama öğretmen "Durun" dedi. "Size nasıl çizileceğini göstereceğim".

Yeşil saplı kırmızı bir çiçek çizdi.
"İşte" dedi öğretmen. "Şimdi başlayabilirsiniz". Küçük çocuk bir öğretmenin çiçeğine baktı Sonra kendi çiçeğine.Kendi çiçeğini daha çok sevdi /Ama bunu söyleyemedi. Defterinde sayfayı çevirip Öğretmeninki gibi çizdi Kırmızı bir çiçek sapı yeşil ...

Bir başka gün dedi ki öğretmen: "Bugün çamurdan bir şeyler yapacağız". "Ne güzel" diye düşündü çocuk. Çamurla oynamayı çok severdi. Her şeyi yapabilirdi çamurla: Yılanlar, kardan adamlar, filler, fareler, arabalar, kamyonlar.Başladı çamuru yoğurmaya.

Ama öğretmen "Durun" dedi, "Henüz başlamayın!"Ve herkes hazır görünene kadar bekledi. "Şimdi" dedi öğretmen, "Bir çanak yapmayı öğreneceğiz ". "Ne güzel" diye düşündü çocuk. Çanak yapmayı çok severdi. Ve başladı yapmaya Boy boy, şekil şekil çanakları.

Ama öğretmen "Durun" dedi. "Size nasıl yapılacağını göstereceğim".
Ve de gösterdi herkese bir büyük çanağın nasıl yapılacağını. "İşte" dedi öğretmen. "Şimdi başlayabilirsiniz". Küçük çocuk bir öğretmenin çanağına baktı, bir de kendi çanağına. Kendi çanağını daha çok sevdi. Ama bunu söyleyemedi. Çamur topağını yuvarlayıp yeniden yaptı öğretmeninki gibi derin bir çanak.

Ve çok geçmeden Küçük çocuk öğrendi beklemeyi, izlemeyi, ve her şeyi öğretmen gibi yapmayı. Ve çok geçmeden başladı kendiliğinden hiçbir şey yapmamaya.

Ama birdenbire taşınıverdiler başka bir eve, başka bir şehirde ve çocuk gitti başka bir okula. Bu okul daha da büyüktü öbüründen. Kestirme yolu da yoktu dışarıdan Büyük basamakları çıkmak Ve uzun koridorlardan geçmek gerekiyordu sınıfa kadar.

Ve daha ilk gün dedi ki öğretmen: "Simdi resim yapacağız". "Ne güzel" diye içinden geçirdi çocuk. Ve başladı beklemeye öğretmenin, ne yapmasını söylemesini beklemeye. Ama öğretmen hiçbir şey söylemedi başladı sınıfta dolaşmaya.

Küçük çocuğa gelince durup sordu:"Resim yapmak istemiyor musun?" "İstiyorum" dedi çocuk."Ama ne resmi yapacağız?"
"Ne resmi istersen" dedi öğretmen
"Nasıl çizmeliyim?" diye sordu çocuk
"Nasıl istersen" dedi öğretmen
"İstediğim renk mi?" diye sordu çocuk.
"İstediğin renk" dedi öğretmen,
" Eğer herkes ayni resmi yaparsa ve ayni renkleri kullanırsa kimin neyi yaptığını ve neyin ne olduğunu nasıl anlarım ben?"
"Bilmem", dedi çocuk.

Ve başladı çizmeye : Kırmızı bir çiçek, sapı yeşil... "

Yazar: Helen Buckley, İrlanda'da Dublin Üniversitesi'nde öğr.üyesi

Çevrimdışı sancho

  • Has Macır
  • *****
  • İleti: 770
  • Rep Puanı 90
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Hikayeler
« Yanıtla #2 : Ocak 24, 2008, 12:27:00 ÖÖ »
 Tanrıyla Karşılaşmak

Küçük çocuk Tanrı ile karşılaşmak istiyordu. Tanrı'nın çok uzaklarda olduğunu, ona varmak için uzun bir yoldan yürümek gerektiğini de biliyordu.

Bir gün sırt çantasına çörek ve meyve suyu kutuları doldurup yola koyuldu.
Evinden az ilerdeki parka oturmuş güvercinlere yem veren yaşlı bir adama
rastladı. Çocuk yaşlı adamın yanına oturup sırt çantasını açtı.

Tam meyve suyundan içecekti ki , yaşlı adamın acıkmış olacağını düşündü.
Çantasından bir çörek çıkarıp ona verdi. Adam mutlu bir şekilde çöreği kabul etti. Çocuğa gülümsedi. Adamın gülümsemesi o kadar güzeldi ki; çocuk bunu tekrar görmek istedi. Adama bu defa meyve suyu ikram etti.
Adam çocuğa yine gülümseyerek karşılık verdi. Çocuk son derece mutlu olmuştu. Bütün gün öyle oturup çörek yediler, gülümsediler,t ek bir sözcük bile etmediler.

Hava kararmaya başlayınca, çocuk eve dönmek gerektiğini düşündü.
Ayağa kalktı, bir iki adım yürüdü, sonra geri döndü adama doğru koştu, ona
sımsıkı sarıldı.

Evine girdi.
Çocuğun yüzündeki mutluluğu gören annesi merak etti.
- Seni bu kadar mutlu edecek ne yaptın? diye sordu.

- Tanrı ile yemek yedim. diye yanıt verdi.
Annesinin başka soru sormasını beklemeden devam etti:
- Biliyor musun?.. Tanrı, gördüğüm en güzel gülümsemeye sahip...

Öte yandan, yine çocuk gibi mutluluktan gözleri parlayan adam da evine döndü. Oğlu, babasının yüzündeki bu mutlu ifadeyi görünce sordu;
- Baba, seni bu kadar mutlu edecek ne yaptın bugün?...
- Parkta Tanrı ile yemek yedim....
- Biliyor musun, umduğumdan çok daha genç...

Çevrimdışı sancho

  • Has Macır
  • *****
  • İleti: 770
  • Rep Puanı 90
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Hikayeler
« Yanıtla #3 : Ocak 24, 2008, 12:28:17 ÖÖ »
Yaşlı bir usta, çırağının sürekli şikayetlerinden bıkmış. Bir gün çırağını tuz almaya göndermiş. Mutsuz çırak, pazardan döndüğünde, yaşlı usta ona bir avuç tuzu bir bardak suya karıştırıp içmesini söylemiş. Çırak da ustasının söylediğini yaparak bir avuç tuz karıştırdığı suyu içmeye çalışımış ama daha bir yudum alır almaz içtiğini püskürterek tükürmüş.

Tadı nasıl?" diye soramuş yaşlı usta.
Genç çırak nerdeyse büyük bir öfkeyle "acı" diye cevap vermiş.

Usta çırağını kolundan tutup yakınlarındaki gölün kıyısına götürmüş. Çırağına bu kez bir avuç tuzu alıp göle atmasını ve gölden de su içmesini söylemiş.

Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken usta, aynı soruyu sormuş "Tadı nasıl?
"Ferahlatıcı" diye cevap vermiş genç çırak.

Tuzun tadını aldın mı?" diye sormuş yaşlı adam,
"Hayır" diye yanıtlamış çırak.

Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş çırağının yanına oturmuş ve ...

"Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının şiddeti, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken tek şey acı veren şeyle ilgili duygularını genişletmektir.

Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."

Çevrimdışı sancho

  • Has Macır
  • *****
  • İleti: 770
  • Rep Puanı 90
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Hikayeler
« Yanıtla #4 : Ocak 24, 2008, 12:30:56 ÖÖ »
Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki
çocuğunu kapının önünde beklerken buldu.
Çocuk babasına, "Baba bir saatte ne kadar para
kazanıyorsun" diye sordu... Zaten yorgun gelen
adam, "Bu senin işin değil" diye cevap verdi.
Bunun üzerine çocuk "Babacım lütfen, bilmek
istiyorum" diye üsteledi. Adam "İllâ da bilmek
istiyorsan 20 milyon" diye cevap verdi. Bunun
üzerine çocuk "Peki bana 10 milyon borç
verir misin" diye sordu. Adam iyice sinirlenip,
"Benim senin saçma oyuncaklarına veya
benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi,
derhal odana git ve kapını kapat" dedi.
Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.
Adam sinirli sinirli "Bu çocuk nasıl böyle şeylere
cesaret eder." diye düşündü. Aradan bir saat
geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve
çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını
düşündü, "Belki de gerçekten lazımdı"...
Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı...
Yatağında olan çocuğa, "Uyuyor musun" diye
sordu. Çocuk "Hayır" diye cevap verdi...
"Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana
az önce sert davrandığım için üzgünüm.
Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" dedi...
Çocuk sevinçle haykırdı, "Teşekkürler
babacığım"... Hemen yastığının altından
diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın
suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.
Bunu gören adam iyice sinirlenerek, "Paran
olduğu halde neden benden para istiyorsun?...
Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak
vaktim yok" diye kızdı... Çocuk "Param vardı
ama yeterince yoktu " dedi ve yüzünde
mahcup bir gülücükle paraları
babasına uzattı; "İşte 20 milyon...
Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?...

Çevrimdışı sancho

  • Has Macır
  • *****
  • İleti: 770
  • Rep Puanı 90
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Hikayeler
« Yanıtla #5 : Ocak 24, 2008, 12:35:53 ÖÖ »
Zavallı hiç bir zaman başaramayacak...!

Kurbağalar kendi aralarında zor bir yarış düzenlemişler. Yarış o kadar zor, o kadar zormuş ki, kurbağa halleri ile kimse kulenin tepesine çıkılacağına inanmıyormuş aslında. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar ve yarış başlamış.

Sadece şu sesler duyulabiliyormuş: "Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!" Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmışlar. İçlerinden sadece bir tanesi kalmış inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışan.

Seyirciler bağırıyorlarmış: "...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!.."
Son kalan hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış ve küskün küskün ümitle çabalayan arkadaşlarına bırakmışlar. Derken son kalan kurbağa kan ter içinde kulenin tepesine çıkmayı başarmış.

Başarısının sırrını öğrenmek isteyen kurbağalar: "Kutlarız, harikaydın, bu işi nasıl başardın? " diye sormuşlar.

Kurbağa, mutlu ve güler yüzle dostlarına bakmış ancak hiç bir şey anlamamış.
İşte o zaman farkına varmışlar ki, günün kahramanı aslında sağırmış!

Çevrimdışı sancho

  • Has Macır
  • *****
  • İleti: 770
  • Rep Puanı 90
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Hikayeler
« Yanıtla #6 : Ocak 24, 2008, 12:37:23 ÖÖ »
RESSAMIN USTASI

Renklerin ustası olarak anılan büyük ressam eğitimini bitiren öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını, halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş.

Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasına gitmiş.

Usta, üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış.. Usta yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını önermiş.

Öğrenci denileni yapmış.
Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Ustasına sevinçle koşmuş.

Usta ressam şöyle demiş:
"İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin.

Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma. "

Çevrimdışı sancho

  • Has Macır
  • *****
  • İleti: 770
  • Rep Puanı 90
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Hikayeler
« Yanıtla #7 : Ocak 24, 2008, 12:45:06 ÖÖ »
Karar Vermenin Bilgeligi

Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçer..
Lao Tzu bu öyküyü çok sever, sık sık anlatırmış hatta..

Efendim köyde bir yaşlı adam varmış.. Çok fakir.. Ama kral bile onu kıskanırmış.. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..

"Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı" dermiş hep.. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok..

Köylü ihtiyarın başına toplanmış..
"Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler..

İhtiyar "Karar vermek için acele etmeyin" demiş.. Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.."

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.

Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler..
"Babalık" demişler.. "Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.."

"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar.. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.."

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler.. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.

Köylüler gene gelmişler ihtiyara..
"Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler..

İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.."

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..
"Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.."

"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında:
"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."

Çevrimdışı sancho

  • Has Macır
  • *****
  • İleti: 770
  • Rep Puanı 90
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Hikayeler
« Yanıtla #8 : Ocak 29, 2008, 08:31:21 ÖS »
 KENDİ İÇİNDE ARA ONU

Kralın biri sabah gezintisinde bir dilenciye rastlar.
-   Dile benden ne dilersen    der.

Dilenci güler
-   Sanki dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz,    diye yanıtlar.

Kral alınır ve söyleşi koyulaşır.
-   Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle hele, Ne istiyorsun?

Dilenci sıradan bir dilenci değildir.
-   Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım... diyince

Kral hırslanır:
-   Ne istersen verebilirim. Ben güçlü bir kralım. Yerine getiremeyeceğim hiçbir şey olamaz.

Bunun üzerine dilenci torbasından bir çanak çıkartır:
-   Şu çanağı herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz?  diye sorar.

Kral kahkahayla vezirine çanağı altınla doldurmasını emreder.
Çanak dolup taşmakta ama anında boşalmaktadır. Paralar buhar olup uçmaktadır sanki. Kralın onuru kırılır. Bir dilenci çanağını dolduramadığı kulaktan kulağa yayılır diye ürküp tırsar.
Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır çanağa. Ne var ki çanağın dibi yoktur sanki. Çanak tüm verilenleri yer yutar ve boş kalır.

Kral yenik düştüğünü anlar ve dilenciye yakarır:
-   Tamam, sen kazandın. Dileğini yerine getiremedim ama ne olur bana çanağın sırrını söyle .

-   Çok basit..... der dilenci.
     İnsan içbenliğinden  yapılmıştır... İnsanın arzu ve isteklerinden...
     Doymak bilmez oluşu bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrayanın yaşantısı
     değişir.  İstek nedir ki!  İstek ulaşılana kadar, belli bir süre heyecan   
     veren bir duygudur.
     Örneğin; bir araba istersin… Bir yat… Ev… Eş!
     Tek tek her birini elde ettiğinde, tümü anlamını yitirir. Neden...?
     Çünkü beynin, aklın onları dışlar.
     Araba garajdadır ve artık istek uyandırmamaktadır.
     Heyecan, onu elde ettiğinde sönüp gitmiştir.
     Gene boşluğa düşer, yeni bir istek yaratmak zorunda kalırsın.
     Bir istekten bir diğerine çırpınıp durursun.
     Amacına ulaşır ulaşmaz bir yenisini yaratırsın.
     İstek doyumsuzluk uyandırır ve giderek dilenci olursun.

Çevrimdışı Cherry_Girl

  • *
  • İleti: 1785
  • Rep Puanı 134
  • Cherry Girl :)
Kısa Hikayeler
« Yanıtla #9 : Ocak 29, 2008, 08:46:01 ÖS »
hikayer çok güzel kısa ve öz teşekkür ederim sancho:)

Çevrimdışı sancho

  • Has Macır
  • *****
  • İleti: 770
  • Rep Puanı 90
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Hikayeler
« Yanıtla #10 : Şubat 11, 2008, 01:52:41 ÖS »
 Öğrendim

İnsanlara kendimi zorla sevdiremeyeceğimi öğrendim.
Yapabileceğin tek şey sevilebilecek biri olmak. Gerisi onlara kalmış...

İnsanları ne kadar düşünürsen düşün,
Onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim.

Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini,
Ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim.

Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil,
Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim.

İnsanın ancak 15 dakika çekici olabildiğini,
Ondan sonra alışıldığını öğrendim.

Kendimi karşılaştırmak için başkalarının en iyi yaptıklarını değil,
Kendimin en iyi yaptıklarını kıstas almam gerektiğini öğrendim.

İnsanlar için olayların değil, onların daha önemli olduklarını öğrendim.

Her ne kadar ince kesersen kes
Kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim.

Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini,
Belki bu son defa son görüşün olabileceğini öğrendim.

Her ne kadar onu çok düşünsen de,
Yine de gidebileceğini öğrendim

Kahramanların, yapılması gerekenleri ne pahasına olursa olsun,
Yapanlar olduğunu öğrendim.

İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini,
Ama bunu nasıl göstereceklerini bilemediklerini öğrendim.

Sinirlendiğimde gerçekten buna değse bile asla acımasız olmamam
gerektiğini öğrendim.

Gerçek dostluğun ve gerçek aşkın aramızda uzak mesafeler olsa bile
büyüdüğünü öğrendim.

Birisinin seni istediğin gibi sevmemesi,
Onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim.

Bir arkadaşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini
Ve senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim.

Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim.
Kendini de affetmeyi öğrenmelisin.

Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun,
Dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim.

Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini,
Ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim.

İki kişinin tartışmasının,
birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim.

Ve tartışmadıkları zaman da sevdikleri anlamına gelmediğini.
Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim.

İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile
Farklı şeyler görebildiklerini öğrendim

Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin sonuçları önemsemediklerini öğrendim.

Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin,
Hayatını birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim.

Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında,
Ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim.

Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim.
İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin
Çok zor olduğunu öğrendim.

Sevmeyi ve sevilmeyi öğrendim...